Eski İstanbul’un Meşhur Erkek Terzileri

Eski İstanbul’un meşhur erkek terzileri / Yazan: Sermet Muhtar Alus
Sivil elbiselerle asker elbiselerinin terzileri birbirinden büsbütün ayrıydı. Redingotun, kostümün, pardesünün âlâsını diken bir terziye kırmızı zıhlı, subyeli (bu kelime Fransızcadaki sous – pîed’den kavançadır) tek pantolon bile diktirilmez; beli korseli sü- , vari setresinin mükemmelini yapana da bir pike yelek dahi sipariş edilmezdi.
Sivillere mahsus yüksek terziler — gene bugünkü gibi — hep Beyoğlu Doğruyolunda idiler. Terzihanelerinin dışında birkaç dilde adları, sanları; kumaşı da kendileri sattığından (Tüccar terzil diye vasıfları yazılıydı.
Mir ve Cottereau
İçlerinde en kibar harcı sayılan, ötekilerin hepsinden üstün tutulanı Mir ve Cottereau idi. Mağazası, Kara kâhya Abraham paşaya ait Cercle d’Orient’m zemin katında, Melek sinemasına sapan sokağın köşesine kadar dayanırdı.
Vüzeradan, Yıldız ve Babıâlî ricalinden olup da giyime kusama itina eden kalantorlar; müşarünileyhlerin mahdumları, damatları mutlaka oraya gider; şıklığa düşkün beylerin orta hallileri bile ne yanıp edip, oraya sitabeder; kılprangalığa can atan züğürt takım ise mağazanın önünden geçerken:
— Ah. şuraya bir kostüm, bir bonjur. bir palto ısmarlıyabilsem diye içini çeker, avucunu yalardı.
O bahtiyarlığa nailler arasında caka satanlar mı ararsın? Meselâ Beyoğlunun maruf simalarından biri vardı ki Tokatlıyan’da vitrinin önüne kurulur; ortalık kalabalıklaşınca şap şap ellerini vurup garsonu çağırır. Yüksek sesler
— Mir’e diktirdiğim bal rengi pardesüyü vestiyerden getir. Cebinden bir şey alacağım! diyerek etraftakilere duyururdu. Hava ayazlamışken pardesüsünü glymeyip kolunda taşıyanlar, yaka içine dikili şeridin markasını gösterenler çoktu. Hattâ şuna buna yaptırdıkları pardesilye, bulup buluşturup o şeridi dîktirenler de bulunurdu.
Mir cenaplarının mağazasında çifter çifter tezgâhtar, makastar, kalfa, yanaşma; mamulât ise ateş pahası na. Bir komple mi sipariş edeceksin, en ehvenine yedi, sekiz: daha üstü nüne dokuz, on altını gözden çıkaracaksın. Redingot, bonjur, pardesü, palto daha tuzlu…,
Şunu da araya katalım. O zaman bizim beyefendilerde smokin, frak modası yok. Aşırı alafrangalardan, (didon) kulpu takılmışlardan üç beş kişi bunlara rağbet ederdi.
Hiç aklımdan çıkmaz. İstişare odası muavinlerinden bir beyefendi bir cuma Fenerbahçe piyasalarına smokinle buyurmuştu da halk:
— Bu ne zifiri siyah ceket! Hele yakasının acayipliği; dümdüz, boydan boya ipek kaplı; çiçek miçek takacak deliği de hak getire! diye şaşırmış; hanımlar:
— Âleme matı maskara olmuş da haberi yok biçarenin! diye gülmekten kırılmışlardı.
Botter
Holanda tebaasından, Sultan Hamidin terzibaşılarındandı. Tünel mey danmdan İleri doğru yürüyünce sağ da, şimdiki Narmanlı hanının tam karşısında, kendi malı olan binanın altında mağazası vardı.

Yukarıda adı geçen terzihaneden hayli sonra ortaya çıkmış, saraya çatmanın yolunu bulmuş, işini tıkırına koymuştu.
Demirbaş rakibiyle aşık atmasının, yıllardanberl tutunmuş mösyöcağızları hemen hemen altedecek raddeye varmasının sebepleri yok değil:
Provaları dediği günde, saatte yapışı; ısmarlananı uzatmadan teslim edişi; en mühim meziyeti de moda mecmualarındaki basmakalıp modellere körü körüne bağlanmayıp kendi gustosundan da ilâveler katışı.
Faraza o senenin modasına göre, ceketler kısacıcık, pantolonlar dapdaracık olduğu halde göbeklicelere:
— Sizde karını saklamak lâzım… diyerek ceketi uzun tutar; sıskalara;
— (Collant) pantalon mon beye gitmiyor, çünkim (fémur), (rotule), (tibia) dışarıda görünüyor! deyip pantalonu bol yapar;
— Bu gri pardesü içeride çok siyah ipekten düblür koyacağım; ne zaman kolda taşıyorsunuz krem komple ile (contraste) yapsın! gibi sakızlar çiğnerdi.
Terzibaşıya müdavim bulunduğunu caddeden gelip geçen yâr ve ağ yarın görmesi için konak arabasını mağazanın önüne çektirenleri., aşağı atlayıp kapının eşiğinde dakikalarca arzı -endam edenleri, duruşun uzaması için karşı kaldırımda dört nala koşan gazete müvezziine seslenerek Stamboul, Levant Herald gibi gazetelerden birini aldıktan sonra bozukluğu varken çeyreği, Mecidiyeyi dayayıp üstünü alıncaya kadar bekliyenleri çok gördük.
Botter efendi, gitgide yükünü tuttu.

Fenerbahçe yanında, deniz kıyısında biri kendine, ikisi kızlarına mahsus üç bap villâ kurdurdu. Üçü de tıpkı nadide kuş kafeslerivarî gayet cicili bicili şeylerdi. Bahçeler! dersen zarif mi zarif: tarhlar renk renk çiçekler, yapraklarla mozaik gibi iş lenmiş: palmiyelerin araları mermer heykellerle donatılmış.
Sinyorun gedikli müşterileri:
— Adamın hüsnütabiatına, zevki selimine şu köşkler, bahçeler şahit. Diktiği elbiselerin de mükemmel olacağı gün gibi aşikâr! deyip dururlar; aleyhtarları İse derlerdi kİ:
— Malûmu İhsanınız, (botté kelimesi lisanı Fransevîde çizme mânasındadır. (Botter) çizme dağıtmağa, giydirmeğe; (botier) ise çizmeciye itlak edilegelmektedir. Merkumun soyca, belki de bizzat, İşbu zenaattan gelme Idûğü melhuzdur. Terzilik kim, o kim?

Askerî terziler: Canbedenyan-Altın Makas
Askeri terzilerin hepsi İstanbul yakasında, Mercan ve Rızapaşa yoku- şundaydılar. Bir vakitler en meşhuru Canbedenyan’dı. Dükkânı mefruşatçı Lazaro Franko’nun İki üç kapı yukarısındaydı.
Bazı hazaratın yüz verile verile şımartılmış, sıbyan torunları;
— Ben de paşa babamın esvabından isterim! diye tutturur, derhal konağa çağrılan ahbar, dedesinin kinin tıpatıp eşi minicik üniformayı diker; bacaksıza giydirilir; beline oyuncak kılıç, göğsüne hazretin madalya ve nişanlarından birkaçı takılır, fesinin ibiğine mavi boncuklu Mahmudiye altını iliştirilir; hemen Sertfotoğraflı hazreti şehriyarî Abdullah Biraderlere götürülüp fotoğrafı çektirilirdi.
Sonraları, bu sıbyanların biraz kabaraları hünkâr çavuşu, hünkâr yaveri silkine ithal edilmeğe başlandı; pırıl pırıl elbiselerle ortada dolaşıp durdular.
Canbedenya ‘ölünce yerini Altın Makas tuttu. Onun İşten çekilmesi üzerine, tezgâhtarı Demosten ve yetiştirmesi Aristidi dükkân açtılar.
Yüksek mevkili erkân ve ümera ile mahdum ve damatlarının elbiseleri (Louis) markalı ekstra çuhadan yapılırdı. Yedi, sekiz liraya çıkar, hele bayram alaylarına, cuma selâmlıklarına mahsus üniformlara bir misli fazla para giderdi.
Sivil ricalden vezir, bâlâ, ûlâ payelerinde bulunanların, rütbelerine göre genişlikte; yakası, kol kapaklan, eteklere kadar göğsü som sırma işlemeli şetrelerini de Rıza paşa yokuşundaki terziler başarır, İşbu üniformalara 25, 30 altın sarfedilirdi.

%d blogcu bunu beğendi: